GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
23 Şubat 2012 Perşembe

Senin kurultayın, benim kurultayım!

Türkiye’nin ana muhalefeti birkaç gün sonra üst üste iki kurultay yapacak.
Dahası yapmaya çalışacak! İkisi de ‘tüzük’ kurultayı…
Tüzük kelimesini her andığımda, duyduğumda Can Yücel’in solculuk üzerine söylediği o ünlü özdeyişi gelir aklıma ya..
Neyse! Biz kurultaylara dönelim.
Şu ana kadar iki kurultay yapan Kılıçdaroğlu’nun bir dönemde gördüğü kurultay sayısı 4’e çıkacak. Görünen o ki partiyi 1992’de kurup 18 yıl idare eden Baykal’ın rekorunu bu hızla birkaç yılda egale edilecek.
Devletin/hükümetin tepesinde başka tepişmeler yaşanırken CHP’nin tepesinde de büyük bir iç savaş yaşanıyor. Dünün iktidarı, bugünün muhalefeti Deniz Baykal ve Önder Sav’ın kaderi, kendi elleriyle, özene-bezene seçtikleri kurultay delegelerinin insafına, vefasına kalmış durumda. Ama delege pazarındaki satışlar çoktan tamamlandı.
22 Mayıs 2010’da küçük bir göz/kaş işaretiyle yüzlerce kurultay delegesini yönlendirebilen Eski Genel Sekreter Önder Sav, bugün muhalefet cephesinin en güçlü ismi olsa da etki edebildiği delege sayısı 500’ün altında.  
Bir dönem astığı astık, kestiği kestik, öttürdüğü düdük olan Eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın da eli çok güçlü değil. Baykal’ın en büyük handikabı 2008 Aralık’ında, bir yerel seçim öncesi, delegasyonun adaylık beklentisiyle tutuştuğu sırada, ‘demokrasi’ eleştirilerine kulak tıkayarak getirdiği tüzüğe bugün karşı çıkıyor oluşu…  
En çok 150-200 delegeye hitap edebileceği öngörülüyor Baykal’ın da.
Tabi ki CHP’nin asli unsurlarını önce ‘parti içi muhalefete’ dönüştürüp, sonra da tasfiye etmeye hazırlanan Kılıçdaroğlu’nun elini güçlendiren de yarım asırlık dostların bugün düşman kardeşlere dönüşmeleri. Deniz Baykal ve Önder Sav’ın iki yıldır yan yana bile gelmemesi hatta getirilmemeye çalışılması muhalefetteki potansiyel sinerjiyi engellerken, kurultay öncesi yeniden bir araya gelebileceklerine dair güçlü sinyaller, Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının rüyalarına girmeye de yetiyor.
Bugün Baykal ve Sav’ın yönetebileceği delege sayısı matematiksel hesapla 600’ü zor bulurken, ikilinin güç birliği halinde kurultayı kilitlemeye yetebileceği öngörülüyor.
Bir elin nesi var, iki elin sesi var hesabı..
Tabi ki Baykal ve Sav’ın yaşadığı kaderi tek başına Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarına yıkmak da haksızlık olur. CHP’yi son 10 yılda muma çevirerek, kendilerine göre dizayn ettikleri örgüte ‘biat kültürünü’ öğreten ikili, bugün eski arkadaşlarının yeni CHP’lilere biat ettiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Çünkü ideolojik pencereden bakmayan, adamcılığı öğrenen, bireysel beklentilerine göre adım atan CHP delegeleri, güce teslimiyet alışkanlığından vazgeçemiyor.
‘Kral öldü, yaşasın yeni kral’ moduna geçip, önümüzdeki seçimlerde ödüllendirilmeyi bekleyen delegeler, eski patronlarının ‘Eksen kaydı, parti gitti’ sözlerine kulak asmıyor.
 
Öte yandan hem Deniz Baykal’a hem de Önder Sav’a getirilen eleştiriler aynı…
‘İkisi de yaşlandı, kenara çekilsinler, partinin önünü açsınlar’ .
Eleştirilerde haklılık payı yok değil.
Lakin CHP’nin de gittiği yol, yol değil.
Anketlerde yerlerde sürünen, neredeyse ana muhalefet görevini MHP’ye terk etme noktasına gerileyen, ana çizgisinden her geçen gün biraz daha uzaklaşan, neredeyse BDP’lilerle birlikte anılmaya başlayan, ülkenin ve partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü bile tartışmaya açan, açılmasına göz yuman, iki ileri bir geri manevralar ve tutarsız söylemler mehteran takımını andıran, iktidar partisine güç kaybettirmek şöyle dursun, daha da büyümesine vesile olan, adeta iktidarın sigortası haline dönüşen bir CHP…
Bugünkü tabloya bakıldığında en az çeyrek asır iktidara gelmesi mümkün görünmeyen bir ana muhalefet…
*
Kılıçdaroğlu, sözünde durup, tüzük kurultayını zamanında yapsaydı.
Ya da Parti Meclisi’ndeki ‘kurultay önerisini’ destekleseydi.
Ya da delegenin topladığı imzaya saygı gösterip, Sav’ın dediği gibi hukuku arkadan dolanmadan onlarca kez vaat ettiği tüzük kurultayını toplamayı başarsaydı.
CHP bugün üst üste iki kurultay yapmak zorunda kalmayacak, vatana-millete rezili rüsva olmayacaktı.
Kılıçdaroğlu iyi niyetli olabilir.
Ama etrafında bu işleri bilen, siyasete kafası basan, ülke gündemini yorumlamaya yeterli tek bir adam yok sanki. Ya da Kılıçdaroğlu, topu tek başına oynamayı seviyor, kimseye pas vermiyor, danışmıyor.
Ortak akıldan eser yok!
Şimdi ne mi olacak?
Baykal ve Sav örgütsel sinerjiyi yakalayabilirse, bazı CHP’lilerin Anadolu Ateşi’ni izleyip, konserlerle coştuğu saatlerde muhalif delegeler Anıtkabir’de Ata’yı ziyaret edip, kurultayı boykot edecek. Alın size iki farklı CHP görüntüsü… Muhalefet gerekli sinerjiyi yakalayamazsa Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, 26 Şubat’ta Ankara Arena Salonu’nda CHP’nin tüzüğünü değiştirecek.
Muhalefetin gündeme getirdiği maddeleri de görüşecekler. Büyük bir ihtimalle de bazı maddeler reddedilecek. Tüm maddeler görüşüldüğü için kurultayın sonuna doğru, ‘ikinci kurultaya gerek kalmadı’ önergesi oylamaya sunulacak.
Büyük bir ihtimalle ikinci günkü kurultay, birinci günden iptal edilecek.
İzleyip, göreceğiz. Muhalefet için belki de ‘son raunt’ anlamına gelen bu maçın galibi kim olacak? Ama maçın galibi kim olursa olsun, mağlubunun CHP olacağı şimdiden belli.
Büyük bir ihtimalle CHP, 26-27 Şubat tarihlerindeki kurultayların ardından iyiden iyiye çatlayıp, bölünecek. Zaten son ankette, CHP seçmeninin yüzde 71’inin ‘yeni bir parti şart’ istediği görülüyor.
Ya Yeni CHP’liler ya da Eski CHP’liler yeni bir parti kuracak.
Kan davasını andıran bu hesaplaşma burada da bitmeyecek, partiyi içten kemiren bir kurt gibi, sürekli kan kaybına/oy kaybına neden olacak. 
Görünen köy kılavuz istemez çünkü..