GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
19 Haziran 2022 Pazar

Defineci duası

“Bilinmelidir ki, şehirlerdeki aklı zayıf (geri zekâlı) kişilerden birçoğu toprağın altından mal ve para çıkarmak için hırsla çalışmakta, bu yoldan kazanç (ve servet) sahibi olmayı istemekte, evvelki milletlere ait malların (ve kıymetli eşyanın) tümünün yerin altında saklı olduğuna, hepsinin üzerlerinin sihirli tılsımla mühürlü olduğuna, onun ilmine vakıf olan ve onu çözmek için yanında buhur, dua ve kurban bulunduran bir kimseden başka hiçbir kimsenin o mührü bozamayacağına itikat etmektedirler…

Görüyoruz ki, tabii bir şekilde geçinmekten ve böyle bir geçimin vasıtalarını temin etmekten aciz olan mağripteki define arayanlardan birçokları (eskiden kalma olduğuna delalet etsin diye) kenarları hatlarla çevrilmiş kâğıtlarla dünya ehline (ve zenginlere) yaklaşmaktadırlar. Bu kâğıtların etrafı ya Arapça olmayan yazı ve hatlarla çevrilidir veya iddialarına göre bunlar define sahiplerinin hatlarından tercüme edilmiş olup definenin bulunduğu (gizli) yerin emareleri de üzerinde mevcuttur. Onlar bu suretle (kandırmak istedikleri) dünya ehlinden rızık temin etmek isterler… Aklın kıt olmasına ilaveten, ekseriya onları buna (defineciliğe) sevk eden amil, kazanç için tabii olan ticaret, çiftçilik ve sanat gibi yollardan geçimlerini temin etmekten aciz olmalarıdır…”

***

Ahmet Arslan hocanın çevirisiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan basılan İbn Haldun kitabından alınan bu kısım ve makalenin gerisini yukarıda da değindiğim gibi kitabın sonunda bulabilirsiniz. Dünyanın en eski mesleği fahişelik dense de bence definecilik dünyanın en eski uğraşılarından biri ve defineci aklı bugün de aynı şekilde çalışıyor. İşte bana burayı nasıl buldunuz diye soran kişi aslında bu türden bir mucize peşinde.

Otuz yıldır gittiğim her kazıda mutlaka böyle birilerine rastladım ve sonunda bu kişiler için bir define bulma duası geliştirdim. Aslında geliştirmedim de başka bir bağlamda kullanılan bir duayı defineciliğe uyarladım. Bu duanın müellifi Kabataş Lisesi’nin efsane biyoloji hocalarından olan rahmetli Ferit Alapınar’dı ve bana ilk gençlik yıllarımda öğretmişti. Ben de onun bu mirasını arkeoloji için kullandım, elbette öyküleyerek.

Evet, burayı nasıl buldunuz hocam? Sorusunun yanıtı için geliştirdiğim define bulma duası ve ritüelini açıklama sırası geldi nihayet. Önce soruyu sorana dönüp “evladım bu iş için sadece bir dua değil birkaç başka şey de gerekli ki bir ayin yapabilesin” diyerek konuya giriyorum.

Sonrasında bir horoz bulmasını istiyorum. Ancak öyle sıradan bir horoz değil. Bembeyaz bir horoz olacak hatta ibiği bile beyaz olacak. Yani albino bir horoz bulmasını istiyorum define meraklısından. Sonrasında bu horozu alıp definenin olduğunu tahmin ettiği yere bir şafak vakti erkenden gidip tam güneş doğarken horozu salmasını ve onun gezinmesini izlemesini istiyorum.

Horoz gezinirken de horoza doğru “Allahümme ecelni dübben fi cebelil asir” diye kırk kere seslenmesini ve bu seslenmeler sırasında tam tan yeri ağarırken horozun eşelediği yeri kazması gerektiğini söylüyorum. İşte define orada olacak diye de ekliyorum ve bizim de kazılara başlamadan önce bu ritüelle kazılacak yerleri bulduğumuzu ama bunun büyük bir sır olup kimseye söylenmemesi gerektiğini, iyi birine benzediğini ve kendisini sevdiğim için bir iyilik yapıp bunları anlattığımı da ekliyorum.

Sonrasında tek bir nokta kalıyor o da “sakın bu duayı okurken tilkinin kuyruğunu aklına getirme” yoksa define kaybolur demek.

Bütün bunları öğrenen defineciden bir süre ses çıkmıyor. Yaklaşık bir hafta on gün sonra yine yanıma yaklaşıyor ve “hocam dediklerinin hepsini yaptım horozu bile buldum ama tam definenin bulunduğu yeri işaretleyeceğim, neyin aklıma gelmemesi gerektiği aklıma geliyor ve define kaçıyor.”

İşte böyle define bulma duası. Hatta definecilere göre define canlı bir şey ve hareket ediyor ki bunun Türkiye sinemasındaki en iyi örneği Yılmaz Güney’in Umut filmindeki yılan gibi kaçan definedir.

Napoli’nin Siverek ilçesinde doğan ve o coğrafyanın hemen her şeyine vakıf bir sinemacı olan Yılmaz Güney’den başkası da bu türden bir sahne çekemezdi. Unutmadan ekleyeyim bir önceki tümcede geçen Napoli kısmı doğru yazılmıştır.

Yılmaz Güney bir kitabında, İstanbul’da Cihangir tayfasına kendisinin Napoli’nin Siverek ilçesinde doğduğunu söylediğini ve bunu doğru zannettiklerini yazar. Yılmaz Güney’in Siirt’in Pervari ilçesinde çektiği Sürü filmindeyse çerçi rolündeki Şener Kökkaya’ya aşiret reisi Ramiz Dayı’nın (Tuncel Kurtiz) en küçük oğlu Urartu adak levhaları satar.

Bizim arkeologlar azıcık entelektüel olsa da bu filmleri başka gözle izleyebilseler. Son olarak Arapça duanın Türkçe çevirisini de yapayım. Mealen ya da yaklaşık bir çeviriyle bu dua “Allah’ım beni yalçın kayalıklı dağlarda ayı eyle…” anlamına gelmekte.

***

Bu satırları Ahmet Uhri’nin yeni kitabından aldım… Ampelofilozofiya… Bilgilendirici kitap çok eğlendirici kitap az… (Sakin Kitap Yayını) Uhri kardeşim bugüne kadar hepsi birbirinden değerli kitaplara imza attı. Ama bu Ampelofilozofiya farklı bir soluk.  Bakın ne diyor Ahmet Uhri: “Suya delik açmaya kalkıştınız mı hiç? Ben kalkıştım. Ömür dediğiniz suya delik açmaktır. Yani Mia tripa sto nero. İşte aslında ampelofilozofiya tam da budur yani suya delik açmaktır…”