GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
1 Mayıs 2016 Pazar

Bir Urla Gecesi…

Elimizdeki veriler, bu bölgede tam 6 bin yıldır şarap imal edildiğini ortaya koyuyor. Bizi 2600 yıl öncesine götüren Klazomenai kazıları, sadece zeytinyağında değil, şarap üretiminde de Urla'nın görkemli bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlıyor. Ve en güzeli, bugün, ülkemizdeki 'tatbilir' şarap severler, üretilen üzümün Urla kökenli olmasını artık önemsiyor… M.Ö. 10. Yüzyılda Ege Denizi sahillerindeki insanların adı İon idi… İonia’nın 12 bağımsız kent devletinden biri olan Klzamonenai’de yani Urla’da binlerce yıl önce başlayan bağcılık ve şarapçılığa hak ettiği yeri geri kazandırmak için yola çıkanları alkışlayalım bugün…

İlk kez bizim Nezih Öztüre ile birlikte yaptığımız “Vourla” adlı kitapta yer almıştı.. Bir daha yazalım.

Roma’nın daha sonraları “Anılardan bile kazınma” cezasına çarptırılmış İmparatoru Domitianus, Roma şaraplarından kat be kat üstün olan Urla’nın şaraplarıyla rekabet edemeyip de, 'İonia'daki tüm asmaları yok edin; yerlerine yenilerinin dikilmesini de engelleyin!' diye emir vermişti. Klazomenailileri (yani Klizmanlıları, yani Urlalıları) örgütleyen ve imparatoru kararından caydıran filozof Skopelianos'un vatanıdır. (Bu arada Klizman adını silip Yüce Sahil yapan Kaymakam şimdi hangi kahve köşesinde pişpirik oynayarak ömrünün kalan zamanını dolduruyor merak ediyorum…)

17. yüzyıla baktığımızda, Urla ve çevresinde bağcılığın ve zeytinciliğin yine çok önemli yer tuttuğunu görüyoruz.

Evliya Çelebi her yere gider de, Urla gibi o zamanlarda da meşhur olan bir  beldeye  gelmez mi? Evliya, Urla çarşısında tüm arastanın üzerini kaplayan bir asma ve üzerine aşılanmış 37 değişik üzüm salkımı gördüğünü yazar: 'Bu çarşının ortasında bir üzüm asması var ki, iki adam ancak kucaklayabilir. Dalları bütün çarşıyı kaplamıştır. Yüzlerce salkım üzüm, yol üzerinde sarkar. Her bağ sahibi, bu asmaya yeni bir aşı yaparak, üzerinde çeşit çeşit üzüm oluşturmuştur. Mesela sarı, yeşil, kırmızı kuş üzümü, kadın parmağı, tergömler, kıradına, kumla, rezaki, misket, bellece, alaca ve siyah üzüm ki tam 37 türlü üzüm olur...'

Ne yazık ki Evliya'nın anlattığı üzümlerin birçoğu bugün yok. Yetiştirilen üzüm türleri onca zaman içinde değişime uğramış ya da kaybolmuş. Ama bugün, dünyanın en iyi cins üzümleri yine Urla'da üretilmeye çalışılıyor.

Kuşkusuz tarihi zengin, bereketi bol bu topraklardan kimler kimler gelip geçmiş... Her gelen yeni bir asma omcası getirmiş yanında, yetiştirmiş; her giden de alıştığı-bildiği şeylerden kopamamanın derdiyle, çıkınına bir asma çubuğu yerleştirmiş.

1923'teki 'Büyük Mübadele'de, Pire Limanı'na inen ve daha sonra yerleştikleri yerde 'Vourlakamena' yani 'Yanık Urla' kasabasını kuranların, neredeyse tüm hayatlarını sığdırdıkları çıkınlarında, Urla üzümlerinin çubukları da varmış. Günümüzde Atina yakınlarındaki birçok bağda yetiştirilen razaki ve misket üzümlerini onlara borçluyuz yani... O meşakkatli yolculuğa, hem canlarının hem de asmalarının dayanması için dua ederek çıkmışlar çünkü...

***

Yazılarımın sürekli izleyicileri Urla merakımı bilirler, ama bu giriş satırlarını ilk kez okuyanlar için yazdım… Geçen Cuma gecesi Urla Şarap Üreticileri ve Bağcılık Derneği, Urla Bağ Yolu (UBY) turistik güzergâhının ve rotasının tanıtımını yaptı. Bağların buğusunun arasında harika bir gece yaşattılar bize…

İzmir için ‘gastro turizmi’nin önemini hep dile getiriyoruz. Öyle başka kentlerin başardığı projeleri İzmir’e uygulayarak bu işin olmayacağını UBY gösteriyor. Türkiye, özellikle de İzmir için önemli bir gastro-turizm projesi olan ve İzmir Büyük Şehir Belediyesinin hazırladığı Efes-Mimas rotaları ile örtüşen Urla Bağ Yolu’nu Başkan Aziz Kocaoğlu’nun da desteklediğini ve yüreklendirdiğini görmek ayrıca sevindiriciydi.

Urla Bağ Yolu’nun ev sahipleri Urlice, Urla Şarapçılık, Mozaik, MMG, USCA, Limantepe Şarapçılık, Urla Bağ Evi işletmecileri, yaşadıkları nadide Urla yarımadasında; çevre, tarih ve kültür bilinciyle, katma değeri yüksek üretim yapmaya çalışıyorlar.

Can Ortabaş, Bülent Akgerman, Deniz Barçın dostlarımız ile başlayan hareket şu anda 7 bağ evine dönüşmüş durumda… Tarıma ve gastronomiye dayanan, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir turizm bölgesi yaratma hayaliyle 15 yıldır çaba sarf ediyor bu insanlar…

İzmir Kalkınma Ajansı’ndan alınan destek ile tanıtım çalışmalarında ivme kazanan Dernek, tanıtım faaliyetleri ile Urla’da ve komşu ilçelerle birlikte Yarımada’da turizmin çeşitlendirilmesinde ve gelişmesinde destekleyici ve birleştirici bir güç olmayı hedefliyor..

Urla'nın eşsizliği...

Şarap dünyasında, 'terroir-teruar' denilen ve hiçbir maddi kaynağın ya da teknolojik dehanın 'ağzıyla kuş tutsa' dahi eşine ulaşamayacağı yöresel karakterler vardır.

Urla bağlarını benzersiz kılan nedir?

Bu sorunun yanıtı için sözü, Urlice'den Bilge Bengisu Öğünlü'ye bırakalım: “Öncelikle dünyadaki şaraplık üzüm üretilen iklim kuşağının tam ortasında yer alır Urla. İklim diyagramı incelendiğinde, yaz aylarının sıcak ve kurak, kış aylarının ılık ve yağışlı olduğu Akdeniz iklimini yansıttığı görülür. Buna girinti çıkıntılarıyla denize sokulmuş yamaçlardaki suyun nemini, iyodunu ve denize bir taş atımı mesafedeki bağların özgün klimasını eklemek gerek…

Toprak da önemli... Urla'daki bağların birçoğu, 'Redzina' denen ve kolay parçalanabilme özelliği nedeniyle asmanın köklerini derinlere salmasını sağlayan bir toprağa sahip. Toprakta bulunan kireçtaşı kabuklu fosillerin zengin mineral yapısı da üretilen şaraba ayrı bir zenginlik katıyor. Kil ve kireç ise, toprağın yüksek oranda su tutabilmesine, dolayısıyla da asmaların sulama gerekmeden yetiştirilmesine olanak sağlıyor. Çünkü kural kesin: Asmaya dışarıdan ne kadar az su verirseniz, o kadar kaliteli şarap alırsınız.”

***

Dün Ertuğrul Özkök Bornova Misketi’nden USCA ve ŞatoMet’in yaptığı işleri ne kadar beğendiğini yazmıştı… Ben de verdikleri olağanüstü mücadeleyi ve çabayı en başından beri izlediğimiz sevgili dostlarım USCA’da Serpil ve Can’ın Bornova Misketine adadıkları Şekspir’in 5 numaralı Sone’si ile tamamlayayım yazıyı:

Her gözün takıldığı o bir içim su yüzü
Özenle incelikle yaratan şu saatler
Birer zalim olup da vurunca zaman gürzü
O eşsiz güzellikten kalmaz hiçbir hoş eser
Durmak bilmeyen zaman, yaz’ı söküp götürür,
Yok eder iğrenç kışın kucağına atarak;
Özsu ayazda donar, sağlam yapraklar çürür:
Güzellik kar altında her yöre her yöre çıplak, çorak.
Özsuyu çiçeklerden çekip almamışsa yaz,
Gelir, kendisi gibi, anılarının sonu. 
Özsuyu çekilmişse, kış gelince o çiçek
Kupkuru kalsa bile, tatlı özü sürecek.