GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
İhsan Özbelge ÖZDURAN
YAZARLAR
25 Eylül 2022 Pazar

Hem dünyada hem ukbada(*)...

Tarihe iz bırakacak, dünyayı yeniden şekillendirecek olayların akışı içinde geçiyor zaman…

İkinci Elizabeth ve Mahsa Amini… Sonsuza kadar anılacak isimleri ile…

Biri Doğu’dan, diğeri Batı’dan sonsuzluğa yürüyen iki kadının…

Unutulmayacak hayat hikayesini taşıyordu dünya gündemine.

***

8 Eylül…

Hümanizma hareketlerinin beşiği olan Avrupa’da…

Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu’nun en uzun süre hükümranlık yapmış kraliçesi…

Ömrünün 70 yılını; Birleşik Krallık’ın en uzun süre tahtta kalan hükümdarı olarak yaşayan…

Ve 92 yaşında hayata veda eden Kraliçe İkinci Elizabeth…

Muktedir bir kadın imajı çizen, majestelerinin ardından…

Ülke gazetelerinin, manşetlerine taşıdıkları saygı sözleri ile…

Ve büyük bir tazimle yarıya inen Avrupa Birliği bayrakları ile sonsuzluğa uğurlanırken…

Belki de…

Monarşi kelimesinin lügatlardaki ve hayatın içindeki manası yeniden irdeleniyordu. 

***

13 Eylül…

İnsanlığın tekamülü için indirilen dinlerin doğduğu coğrafya olarak kabul edilen Mezopotamya’da…

İran İslam Cumhuriyeti yönetiminde…

Saçı göründüğü gerekçesi ile ahlak polislerince Tahran’da gözaltına alınan… 

Ve gözaltındayken kaldırıldığı hastanede ölen 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ardından…

Ülkenin dört bir yanında başlayan protesto gösterileri sırasında…

İranlı kadınlar, ateşe attıkları başörtüleri ve kestikleri saçları ile…

Büyük bir varoluş mücadelesi verirlerken…

Dünyanın gözleri önüne serilen Doğu toplumundaki kadının haykırışı olarak…

Tüm dünyada sosyal medya hesaplarında özgürlüğün sembolü olarak dalgalanan…

Kesilmiş saçlardan meydana getirilmiş o bayrak figürü ile… 

22 yaşındaki Mahsa Amini de  sonsuzluğa uğurlanıyordu.

***

Monarşi kelimesinin lügatlardaki karşılığına baktığımızda: 

Siyasal gücün bir tek kişinin elinde bulunduğu ve yönetimin genellikle kalıt yoluyla aile bireylerine geçtiği devlet biçimi olarak izah eder lügatlar…

Ve yine Monarşi kelimesinin hayattaki karşılığını aradığımızda…

Bugün monarşi ile idare edilen ülkelerden…

“Üzerinde güneş batmayan ülke” olarak bilinen İngiltere… 

Kraliçe İkinci Elizabeth’in ömrünün son günlerine kadar ülkenin üzerinde hüküm süren yetmiş yıllık sessiz otoritesi…

Ve yaşadıkları hayatları ile dünyanın ilgisini çeken kraliyet ailesi mensupları…

***

Ve… Geçmişte kalan hikayeleri ile…

Egemenliğin tek kişiye ait olduğu bir rejim yaşamış olan İran Pehlevi Hanedanlığı

Ülkesini monarşi yönetimi ile 1941 yılından 1979 yılına dek 38 yıl yöneten… 

“Şehenşah, Kralların kralı, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” gibi imparatorluk unvanları ile donanmış Rıza Şah Pehlevi

Veliaht prensleri dünyaya getiren üçüncü eşi, dört çocuğunun annesi…

“Şahbanu, İmparatoriçe” unvanları ile taç giyen Farah Diba

Ve… Sosyal medyanın var olmadığı yıllarda…

Bir kuşağın; siyah-beyaz gazete sayfalarından, mecmualardan takip ettiği Pehlevi hanedanlığı…

Giyimi kuşamı ile İslam dünyasında modern bir kadına örnek gösterilen…

O devrin kadınının, elbise ve saç modelleri seçimlerine tesir eden…

Türk kadınının moda literatürüne giriveren Diba topuzu, Diba yakası terimleri…

Ve… İlelebet süreceği zannedilen saltanatlık günlerinin son bulması ile…

1979 yılında ülkeyi terk eden Pehlevi Hanedanlığı mensuplarının…

Çeşitli ülkelere yaptıkları sığınmacı talebi ile yaşanılan sürgün hayatı günleri…

Ve… Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın çağrısı ile gittikleri Mısır’ın başkenti Kahire’de…

Ne başında taç, ne altında taht, ne de geride bıraktığı bir veliaht… 

Derdine derman olmayan tüm unvanlardan azade… Muhammed Rıza Pehlevi…

Sessiz sedasız… 1980 yılından sonsuzluğa doğru yürüyordu… 

***

2001 yılı… Mısır seyahatimizde Kahire’de Al-Rufai Camii’nde…

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ‘nin her türlü gösterişten uzak

kabri başında…

Dudaklarımdan dökülen bir Fatiha ile… Bütün kıssalardan gerekli hisseleri çıkararak… 

Çocukluk yıllarımın anlı şanlı o siyasi muktediri ile… Yeniden, yeni baştan tanışıyordum…

***

Bugün geldiğimiz noktada ise…

Ülkemiz siyasi hayatına yön veren bir bakan, verdiği bir beyanatta…

“Bu seçim çok önemli, hepimiz öbür dünyaya gideceğiz. O tarafa gittiğimize soracaklar” diyordu. 

Ne kadar doğru bir söz dedim kendi kendime… Altına imzamı atarım…

Çünkü… Ne taraftan okursan oku mana değişmiyor…

Yani olup bitenlerde ve bugün yitip gidenlerde sorumluluk eşit… 

İran’da bu gün yaşanan durumlar karşısında…

Dün bu ülkeyi yönetirken bugünlere zemin hazırlayanlar ve bugün böyle yönetilmeyi göze alanlar…

Mahsa Amini’nin ölümüne.. Öbür dünyada nasıl bir cevap verirler bilemem…

Lakin…

Temeli; hak, hukuk, adalet, ahlak, vicdan, insan hakları ve  laiklik kavramları ile atılmış…  

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşama şansına erişmiş Türk milleti… 

Bu dünyada karşılaşabileceği her zor sorunun cevabını…

Ulu Önder M. Kemâl Atatürk’ün, anahtar niteliğindeki şu sözlerinde bulabilirler…

“Ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Cumhuriyet fazilettir”  

***

Öyleyse…

Hem dünyada hem ukbada…

Ülkemiz adına, cevap veremeyeceğimiz zor sorulara tabii tutulmamak…

En büyük duamız, en büyük gayemiz olsun.

(*) Öbür dünya, ahret…