GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Gönül Soyoğul
YAZARLAR
24 Ocak 2012 Salı

90’lı yıllar ve hafıza-i beşer üzerine…

Yakınını kaybetmiş ya da büyük bir acı/kayıp yaşamış birine ‘Allah bu acıyı unutturmasın’ dileğinde bulunulur, bilirsiniz.
İlk duyduğumda son derece negatif gelen bu duanın/temenninin, aslında ‘bir daha böyle bir acı yaşama’ demeye geldiğini, ancak birkaç saniye sonra algılayabilmiş ve barındırdığı derinliğe/doğruluğa hayran kalmıştım.
 
Geçmişte yaşanan acıların unutulmasa da hafiflediği/silikleştiği hepimizce tecrübeyle sabit. Ve belleğimizin, acılardan ziyade sevinçlerin/mutlulukların/güzelliklerin kaydını tuttuğu da…
Yaş aldıkça, nüfus cüzdanları eskidikçe ‘Ah, o günler/yıllar, bayramlar’ gibi sözcüklerin dilimizin ucuna daha sık gelişi de muhtemelen bundan…
*
Geçen cumartesi, Okan Bayülgen’in programında ‘90’lı yıllar’ nostaljisi yaşanmış; aynı saatlerde Dizimax’ta (tutsak yapmaya aday) ‘Alcadraz’ı seyrettiğim için farkına varmadım. Ama ertesi/daha ertesi günlerde programlarla ilgili yazanların ‘iç geçirmeleri’nden, twitlerin yıkılıyor oluşundan, dün de bizim sevgili Ufuk’un ‘o yılların takoz cep telefonlarını dahi özlüyor oluşuna’ dair yazısından sonra… Düşündüm.
Gerçekten çok ama çok mu güzeldi 90’lı yıllar?
Hafızamı zorladım, anılarımı didikledim epeyce.
Yetmedi, internette kısa bir zihin turu yaptım.
Aklıma gelenler, bilgisayarda karşıma çıkanlar, twitlerdeki/köşelerdeki gibi; hiç de ‘masal tadı’nda değildi oysa…
Uluslar arası alanda aklıma ilk gelen Bosna Savaşı oldu mesela.
1992’de başlayıp 1995 sonuna kadar süren, 100 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 2 milyon insanın da yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldığı, insanlığın ayaklar altında süründüğü 90’lı yıllar…
Televizyon karşısında oturup insanların tepelerine yağan Patriot’ları havai fişek niyetine çekirdek çitleyerek naklen izlediğimiz, yüz binlerce askerin ve sivilin canını kaybettiği Körfez Savaşı da o yılların unutulmazlarındandı…
Güzel yurdum içinse… ‘Huzur mu, o da ne? Bir apartman adı mı yoksa’ dedirten yıllar 90’lar…
Koalisyonlarla bir kaostan ötekine savrulduğumuz, ‘oy almak’ için her şeyi mubah sayan beli kırık politikacıların zevzeklikleri, hem siyasette, hem ekonomide yaşananlar, nur topu krizlerimiz… Tarihe ‘5 Nisan Kararları’ olarak geçen süreçte enflasyon, döviz ve faizdeki tavanlarla Cumhuriyet tarihinin artış rekorlarının kırılışı, liranın en fazla değer kaybına uğradığı yıllar… Sabah uyandığımızda cebimizdeki paraların iç edildiğini görüşümüz, binerce insanın işsiz kalışı, işini kaybetmeyenlerin uzunca bir süre ‘zam’ sözcüğünü telaffuz bile edemeyişi… Borç intiharları….
90’lı yılları ülkem adına ‘unutulmaz’ kalan o kadar çok olay, o kadar çok karanlık anı var ki!
33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak/dumandan boğularak hayatını kaybettiği, asıl faillerinin hala firarda olduğu Sivas Katliamı…
Terörün gündelik hayatımızın bir parçası haline gelişi, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Musa Anter, (bugün 19. ölüm yıldönümü olan) Uğur Mumcu cinayetleri…
Susurluk kazası ile farkına vardığımız "devlet, siyaset, mafya" üçgeni ve bugün hala aydınlatılamamış karanlık ilişkilerle ilk yüzleşişimiz…
Henüz ‘Kürt sorunu’ diye bir sorunumuzun(!) olmadığı, hatta Kürtlerin varlığının dahi inkar edilip Kürt değil ‘kart kurt’ sesi çıkaran dağ köylüleri var denilip nefret tohumlarının atıldığı yıllar da 90’lı yıllara dahil… Muhalif olanların neredeyse kafalarına birer ikişer kurşun sıkılıp toprağa gömüldüğü ve düzeni, ne olursa olsun ayakta tutmak için cinayetlerin bile meşrulaştırıldığı… Köy basmalar/mezra yakmalar, yerinden yurdundan edilip göçe zorlananlar… Canını kurtarmak için malını ardında bırakıp kaçanlar… Faili meçhul cinayetler, sorgusuz sualsiz götürülen, bir daha izine rastlanmayan insanlar, mahkemeler, işkenceler… Bugün Diyarbakır İçkale’de girenin bir daha sağ çıkamadığı eski JİTEM merkezi olarak kullanılan bölgeden fışkıran cesetler/kemikler, o yıllara ait…
Büyük şehirlerimizde onlarca sivilin canını alan, yüzlerce şehit cenazesinin peşpeşe dört bir yana dağıldığı,
Bu kara tabloda ‘Cuma anneleri’ ve ‘Cumartesi anaları’nın doğuşu da…
Post modern darbe 28 Şubat da…
Resmi rakamlara göre 20 bin, gayr-ı resmi bilgilere göre ise 50 bin insanımızın canını alan, ekonomiye 6 milyar dolarlık kayıp verdiren Marmara Depremi de… 90’lı yılların acı kayıtları arasında…
‘Ah ne şirindi, ne güzeldi o günler/o yıllar’ diyebiliyor musunuz hala?
 
Adına ister hafıza deyin, ister toplumsal bellek… Böyle bir şey işte… Hem kişisel tarihimiz, hem de ülke tarihimizde yaşanmış acıları/sıkıntıları/dertleri unutmak üzerine kurulu… Üzerine bir de ‘unutturmak’ isteyenler eklenince… Geriye haliyle, ‘gülümseten’ sevimli mi sevimli yanlar/haller kalıyor…
10-15 yıl sonra belki… Belki değil de muhtemelen, şimdi çok can sıkıcı bulduğumuz, kendimizi mutsuz hissettiğimiz içinden geçmekte olduğumuz yıllar için de benzer cümleleri kuruyor olabiliriz. ‘Ah canım İzmirim, ne güzeldin, bakımsız halinle bile ne muhteşemdin, keşke böylece kalabilseydin’ bile diyebiliriz mesela…
Unutmak da…
Dün gibi canlı yaşamak da… Zamanın en büyük kahrı da, en büyük lûtfu da o… Nisyan.
Ve ikisi de insana dair...
O yüzden, ‘ah ne yıllardı o yıllar’ diyenler de olacak hep; ‘ciğeri yanarak’ hatırlayanlar da…
*
(Hafıza-i beşer, nisyan ile malüldür: İnsan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır" ve "Unutkanlık insan halidir" anlamında kullanılan bir söz)