GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Engin ÖNEN
YAZARLAR
20 Ağustos 2020 Perşembe

Olur suyu, hamur suyu

Su hayattır. Ya da hayat suyla başlar ve suyla devam eder. Bu yüzden kutsaldır ve bu yüzden “su gibi aziz ol” denir... Hayatın her alanı suya muhtaçtır. Hayat suyun etrafında döner aslıda. Nehirler ve göller hep önemli olmuştur insan için…

Eskiden (en azından benim çocukluğumda) evin bütün su ihtiyacı kuyulardan karşılanırdı... Kuyu yolu ve kuyu başları akşam saatlerinde bilhassa hareketli olurdu…

İçme suyu, yemek suyu, bulaşık ve çamaşır suyu hep kuyulardan getirilirdi… Tabii ki, banyo için de... Neyse ki, şimdiki kadar sık banyo yapılmazdı eskiden... Dolayısıyla çamaşır da bu kadar sık yıkanmazdı. Mevsimlik çamaşırlar bazen kuyu başında kazanlar kaynatılarak yıkanırdı. Bu arada çocukların banyosu da aradan çıkarılmış olurdu...

Hayvanlar vardı bir de… At, eşek, koyun, keçi veya inek. Onlarla da aynı su paylaşılırdı. Biber ve patlıcan bahçeleri de genellikle kuyuya yakın tarlalar dikilirdi. Sulaması kolay olsun diye…

***

Öyle evde akan sıcak suyun hayali bile kurulmazdı. Devlet meydan çeşmeleri yapınca köyümüzde büyük bir rahatlık oluşmuştu. Evinize yakın yerden testinizi ya da kovanızı doldurma imkanınız vardı…

Kadınların işiydi yemek, bulaşık ve çamaşır. Bunun için su taşıma işi de çoğunlukla onlara düşerdi. Bazen kuyu başına annemle birlikte giderdik. Bazen de komşu ve akrabalarla... Kuyu yolunda selamlaşmalar. Kuyu başında sohbetler vb…

O kadar tarla ve hayvancılık işinin yanında bu işler de vardı. Gerçekten düşünüyorum da ne kadar zor yıllarmış. Tabii ki, bütün Anadolu için aynıydı şartlar. Hatta bazı yerlerde daha da zordu…

Mehmet Dinçer hocadan dinlemiştim. Kırşehir’in bir köyünde geçiyor olay. Köyden bir delikanlı şehirdeki genelevden bir kadına aşık olur. Bütün itirazlara rağmen o kadın ile evlenir ve eşiyle köyde yaşamaya başlar. Tabii, eşi de diğer kadınlar gibi işler yapar köyde... Çeşmeden su taşıma işi de dahil. Günün birinde kadınlar arasında çeşme başında sıra kavgası yaşanır… Sıra bendeydi, sendeydi derken, ağır hakaretler, tenekeler, kovalar havada uçuşur... Derken genelevden gelin olarak gelen kadın karşısındakine bağırır, “Orospu”... O anda diğer kadın duraklar... “Şimdi ben sana ne diyeyim?...”

***

Yine Dinçer hocadan yine aynı köyden başka bir su hikayesi... Adam evde kadın bahçededir. Kadın bir yandan hayvanların yemlerini vermekte bir yandan da damları temizlemekle meşguldür. Tabii, bahçede daima hazır bir yer ocağı vardır. Yemek orada pişer, su orada kaynar…

Adam pencereden karısına seslenir; “Hanım ocağa su koy biraz, belki akşama şey olursa lazım olur...”

Kadın zaten yorgundur ve bu konuda kocasından da pek umutlu değildir besbelli… Pencereye doğru seslenir: “Ne olacak ki, boşuna su ısıtayım...”

Adam ısrarlıdır:

“Ya sen suyu koy; olursa olur suyu, olmazsa hamur suyu…”

Su hep lazımdır…

Soğuk veya sıcak…