GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Tayfun MARO
YAZARLAR
29 Mayıs 2011 Pazar

Yoksullar... Varsıllar...

Türkiye’de yoksulların ezici çoğunluğu sağ partilere oy verir. Varsıllar ise çoğunlukla sol partilere oy verirler.
Bu paradoks, siyasal partilerin yapısını ve siyaset tarzını belirler.
Ülkenin kahir çoğunluğu yoksul olduğundan, sağ kanat, %70’lik bir oy tabanına yaslanarak siyaset yapma şansına sahiptir.
 
“Sağ partiler zenginlerin ideolojisini, sol partiler yoksulların ideolojisini savunur” savına aldırmadan sağcı partilere oy veren yoksullar ne umarlar ne bulurlar, bunu hep merak etmişimdir.
Hadi varsılları anladım; o kadar çok paraları var ki, adrenalin yükseltecek tehlikeli işlere merak salabiliyorlar… Ama kaybedecek hiçbir şeyi olmayan yoksulların ruh halini anlamak çok zor.
 
Sosyalist mücadele yıllarında, devrimcileri ihbar etmek için adeta yarışan köylüleri ve işçileri tanıyınca, tarifsiz yalnızlık duygusuna kapılmıştım. Polisten, jandarmadan o kadar korkmuyordum, ama halkın devrimcilere gösterdiği tepki ve husumet beni gerçekten korkutmuştu.
80’li yıllar boyunca, bu konuda düşünecek çok zamanım oldu. Ayırdına vardığım gerçek çok can sıkıcıydı;
İşçiler kendileri için sınıf olmak istemiyorlardı. Devrime inanmıyorlardı. Hele kendileri öncülüğünde olacak devrime hiç inanmıyorlardı.
Köylüler toprağa bağlı oldukları için, doğaları gereği, değişimden rahatsız oluyorlardı.
Berlin duvarının yıkılışını da izledikten sonra, “insanlık sosyalist bir sistem istemiyor” yargısı bende adam akıllı pekişti.
 
Küresel düzeni kurarak iyice azgınlaşan kapitalistlerin, otuz yıldır dünyayı nasıl teslim aldığına tanıklık ediyoruz.
Yoksullar hiç direnmeden yeryüzünün bütün zenginliklerini kapitalistlere teslim ediyorlar. Dünya nimetlerini, iki milyar kadar birinci sınıf dünyalı tepe tepe kullanıyor. Geri kalan beş milyar kadar insan arta kalanla idare ediyor.
 
Yoksullar, kendilerini yoksul bırakan varsıllara güveniyorlar, geleceklerini onlara emanet ediyorlar.
Yoksullar, servet paylaşımında kendilerine nal toplatan zenginlerin bu performansını hayranlıkla izliyorlar.  
Yoksulların muradı, kendilerini soyup soğana çeviren varsıllara benzemek; bir gün, bir yolunu bulup, onlar gibi varlıklı olmak.
Varsıllar ile yer değiştirmek, sınıf atlamak, burjuvaların arasına karışmak, neredeyse her yoksulun rüyası.
Sosyalist çözümler, yoksulların gündemine asla girmiyor. Sosyalizm, sadece entelektüel düzeyde dünya gündemine giren bir meseleye indirgenmiş durumda...
Halkın rıza gösterdiği maksimum sol ideoloji, sosyal demokrasidir.
 
Yoksullar varsıllara özeniyor; varsıllar da yoksullara acıyor. Bu tuhaf yoksul-varsıl ilişkisi, ezilen, sömürülen, aşağılanan yoksulların trajedisinin beslendiği kaynak olmalı...
Kölelikten özgürlüğe uzanan insanlık serüveni, henüz özgür insana varmış değil. Yoksullar, özgürleşmek ile zenginleşmenin aynı şey olduğuna kanaat getirmişler. “Parası olan her şeye kadirdir” yargısı bütün değerlerin üstünde...
 
Kendisini ezen muktedirlerin önünde diz çöken “büyük insanlık”, yoksulluğuyla baş etmek için varsıllara avuç açıyor.
Zenginlerin merhametine sığınmak ve sadaka yoksulluğu bitirmez, aksine kronikleştirir. Devletin sosyal yardımlarıyla da yoksulluk bitmez.
Mülkiyete dayalı hiçbir sistem yoksulluğu bitirmez.
 
“Büyük insanlık” yoksul; açlıkla terbiye ediliyor.
Yoksul halklar, sistemi değiştirmek peşinde değiller; sadece sistemden beslenmek istiyorlar. Ne yazık ki, yoksulluğu bitirmenin yolu, yoksulluğun nedeni olan varsıllar gibi olmaktan geçmiyor.
Böylesine kaderine boyun eğmiş halkları yönetmek, siyasal bir başarı olmasa gerek.