GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
27 Mart 2015 Cuma

Kılıçdaroğlu’na kumpas ve tarihi açılıştan notlar!

İki mesele var bugün. Birincisi hala yanıtı alınamayan 4. kontenjan meselesi…
İkincisi de Fuar İzmir açılışından akılda kalanlar...
4. kontenjandan kastımız şudur. Eğer Kılıçdaroğlu’nun gelişiyle birlikte (daha önce açıklandığı üzere) İzmir 2. Bölgedeki kontenjan sayısı 1 adet düşürülmezse. Yani Kılıçdaroğlu için yer açılmazsa;
CHP Genel Başkanı İzmir için 4. kontenjan durumuna düşer. Ve bu da hiç iyi olmaz.
Kemal Bey’in adaylığına davetiye çıkaranlar için de olmaz bizatihi kendisi için de!
Çiğli İlçe Başkanı Utku Gümrükçü’nün ‘Genel Başkan’a kumpas kurulmasına izin vermem’ çıkışı işte o zaman anlamlı olur. Ve kumpasın adresi İzmir değil bizzat Ankara yani MYK olur.
Kılıçdaroğlu’nun İzmir adaylığının açıklandığı tarih 19 Mart… Yani önseçime 10 gün kala…
Bugün kafa karışıklığının yaşanmasına neden olan Siyasi Partiler Kanunu’nun 37. Maddesi’nde diyor ki; “Siyasi partiler, ön seçim ya da aday yoklaması yaptıkları seçim çevrelerinde, toplam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının %5’ini aşmamak üzere, ilini, seçim çevresini, aday listesindeki sırasını, ön seçim veya aday yoklaması tarihinden en az on gün önce ‘Yüksek Seçim Kuruluna bildirmek koşuluyla merkez adayı gösterebilirler” 
Yasa gayet açık!
10 gün önce bildirilmiş mi?
Hayır! CHP’nin ikinci bölgedeki kontenjanı değiştirmek için harekete geçtiği tarih 23 Mart.
Peki, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in arkadaşımız Fatih Yapar’a “İzmir’de kontenjan sayımız değişmeyecek. Önseçim adayı olmak Sayın Genel Başkanın kendi kararıdır” dediği tarih ne?
20 Mart! Yani Kemal Bey’in İzmir adaylığının ilan edilmesinden bir gün sonra…
Muhtemelen Tekin bu ifadeyi kullanırken, Siyasi Partiler Kanunu’nun 37. Maddesi’ne göre konuşuyordu. Çünkü CHP iddiaya göre hangi ilde kaç kontenjan kullanacağını, resmi bir yazıyla YSK’ya önceden bildirmişti.
Ve Gürsel Tekin yasa ve yönetmelik üzerinden konuşmuştu Egedesonsöz’e…
Tabi ki ortada bir 24 Mart tarihi de dolaşıyor. YSK’ya kesin liste vermek için son tarih olduğu düşünülen tarih 24 Mart!
Fuar açılışı için İzmir’e gelen CHP’nin 2 No’lu koltuğunda oturan Tekin Bingöl’e göre CHP YSK’ya yeni bir yazı yazdı. Cevap bekliyor. Hukukçu, Seçim İşleri’nden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan sessizliğe gömülmüş durumda.
İzmir’deki önseçimi koordine etmek için gönderilen isimler suskun…
Aday adayları ise adeta burnundan soluyor. Zaten önseçimde yüzde 50’ye yakın kontenjan kullanan Kılıçdaroğlu’nun 4.kontenjan durumuna düşmesinin vahim sonuçları olabilir. Aday adayları bu tablonun faturasını bizatihi 57 numaradan sorabilir. Hatta bir parça da 57 numarayı İzmir’e davet edenlerden…
Yani Kocaoğlu’nun 20 Mart’ta yaptığı ‘Üçüncü kontenjan kaldırılacak’ açıklaması, ona dönük tepkinin dozunu biraz olsun düşürse de sonuçta ‘4.kontenjan krizinden’ onun da etkilenmesi kaçınılmazdır.
-Efendim en az 8 vekil çıkaracağız. Bir şey değişmeyecek savunmasını en azından 29 Mart öncesi hiçbir aday adayının kale alacağını sanmıyorum.
Aday adayları cephesinde şu sıralar ünlü bir söz var.
-Seni severim… Ama kendimi daha çok severim.
Özetle batı cephesinde durum vahim…
Kılıçdaroğlu’nun liste başı olmaması CHP için erken bir kurultay sayılır.
Ve de öteki partilerin ekmeğine yağ sürer…

Gelelim ikinci mevzuya…
Fuar İzmir’e dair ilk yazıda kaleme almadım.
Çünkü o yazıyı sadece Fuar İzmir’in görkemine, kente olan katkısına ayırmak istedim. Lakin başta Vali Mustafa Toprak’ın törene katılmaması olmak üzere altı çizilmesi gereken pek çok nokta vardı.
Vali Toprak’ın İzmir için tarihi sayılacak o açılışa gelmemesini mazereti okunduğunda dakikalarca yuhlayanlar kadar yadırgamadım. Çünkü bana göre Vali Toprak’ın o açılışa gelmemesi diye bir şey yoktu. Vali Toprak o açılışa gelmemiş değil gelememişti.
Gelmemek için bir bahane uydurmuştu.
Bakmayın siz ‘Milli Eğitim Bakanı kentimizdeydi. Aynı anda iki yerde birden olacak bir teknoloji icat edilmedi’ gibi son derece çiğ, basit ve ergence bir savunmanın yapılmış olmasına.
Vali Toprak, o gün o açılışa gelse de yuhlanacağını çok iyi biliyordu.
Kapatılan Özel İdare’nin 3,5 katrilyonu bulan mallarından ‘zırnık koklatmadığı’, ‘toplu iğne başı kadar gayrimenkul’ vermediği İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öz kaynaklarından 400 trilyon lira harcayarak, İzmir’in çok önemli bir eksiğini giderdiği, 80 küsur yıl sonra İzmir’i yeni bir fuar alanına kavuşturduğu o tarihi güne hangi yüzle gelecekti, ne diyecekti?
Özgürlüklerin, hoşgörünün ve de demokrasinin kalesi kente geldiği günden buyana negatif enerji yükleyen, gerginlik aşılayan, polemiklerin valisine dönüşen, polisiye tutumuyla İzmir’i geldiği kent olan Diyarbakır ile karıştıran Vali Toprak’ın o açılışta olmaması benim eksik listemde yer almadı.
Ama AK Parti’nin İl Başkanı Bülent Delican’ı kutluyorum.
Vali’nin yaptığını yapabilir, ‘Milli Eğitim Bakanım geldi, ben yokum’ diyebilirdi. Demedi. Milli Eğitim Bakanı’na ‘İzmir’in yeni fuarı açılıyor. Orada olmam lazım. Müsaadenizle…’ dedi.
Ve zaman zaman en sert şekilde eleştirdiği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu bu kez alkışladı. Bazı partili belediye başkanları gibi ‘vali yuhlandı’ diye alanı terk etmedi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu kürsüye çıkana kadar orada kaldı. Keşke biraz daha durabilseydi. Ama seçim öncesinin gergin atmosferi sanıyorum bu kadarına izin verdi.
Sözüm ona Devlet’i temsil eden Vali Toprak’ın ‘hükümeti ve de AK Parti’yi’ temsil eden Delican’dan öğreneceği çok şey var.
Hani bazen Sayın Vali için “AK Parti’nin il başkanı” yakıştırması yapıyorlar ya…
İzmir’e İl Başkanı olmak için bile birkaç fırın ekmek tüketmesi lazım bence Toprak’ın... 
İzmir’i anlamak, dokunmak, hissetmek, kentin yapısına/dokusuna ayak uydurmak ve de böylesine hassas bir kenti yönetmek kolay değildir.
İl Başkanı olarak da kolay değildir Vali olarak da Başkan olarak da… 
Aziz Başkan’ın ‘Konak Tüneli Temel Atma Töreni’ başta olmak üzere pek çok kamu yatırımı açılışında ön sıralarda yer aldığını hatta kürsüye çıkıp ‘kente çakılan her çivi için’ teşekkür ettiğini biliyoruz.
Hatta Kocaoğlu’nun ‘dönemin başbakanı’ Erdoğan’ın davetine icabet edip taa Diyarbakır’daki DSİ açılışına gittiğini biliyoruz. Mesele aslında budur. Son süreçte kaybettiğimiz fotoğraftır bu!
Doğruyu alkışlama erdemi yanlışı eleştirme cesaretidir mesele. Çok basit ama bir o kadar da zor.
*
Bir pankart takıldı o açılışta gözüme… ‘Genel Başkanımıza Sadakatimiz Onurumuzdur…’ yazan bir pankart. 29 Mart’taki önseçime vurgu yapılıyordu anlaşılan. Dikili Belediye Başkanı Mustafa Tosun’un adı yazıyordu altında. Kılıçdaroğlu’nun göreceği bir açıya yerleştirilmişti. O alanda Tosun’un dışında 21 CHP’li başkan daha vardı. (Kocaoğlu hariç) Meseleyi önseçime tahvil edecek olursak Tosun dışında 10 CHP’li başkan daha vardı ikinci bölgeden. Onlar Kılıçdaroğlu’na ‘sadakat pankartı açmadığına’ göre Dikili’ye özel bir durum mu var yoksa demekten kendimi alamadım.
Sadece ben mi? O alana girmeyi başarmış tek pankart olduğu için pek çok başkanın, adayın bu yönde konuşmasına şahit oldum. Hayırdır Sayın Başkan! Dikili’de bir sıkıntı mı var? Durup dururken sadakat ve bağlılık bildirdiğinize göre?