GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Tayfun MARO
YAZARLAR
1 Nisan 2020 Çarşamba

Akıl ve sağduyu nerede?

İnsanlık bir virüsle tanışıyor; Corona. Ne kadar yeni olduğuna ve ortaya çıkışına dair rivayet muhtelif… Tek bildiğimiz, bu virüsle birlikte yaşamanın koşulları oluşuncaya kadar durum pandemik… Salgının yol açtığı dünya problemi karşısında çaresiz kalan insanlık, çıkış arıyor.

Herkes çözüm arayışlarına dikkat kesilmişken, çözümsüzlükten beslenenlerin ülkede yarattığı sevimsiz siyaset manzaraları çok sıkıntılı…

Hepimizin başı dertte… Fakat “Hükümet belediyeyi sübvanse edecek. İmamoğlu da ‘ben yaptım’ mı diyecek?” diye tweet atan milletvekili, belli ki durumu hiç anlamamış.

Sözüm ona salgınla mücadele adına, camide yapılan imtiyazlı namaz gösterisi; Maun suresinde, “amellerini gösteriş için yapan riyakâr” olarak tanımlanan insan tipini akıllara getirmiş ve camiye gidemeyen dindarları rencide etmiştir.

Krizi fırsata çevirme pragmatizmi, toplumun kendini güvende hissetmesine engel oluyor. Bağış toplamak iyi bir fikir değil…

“Hepimiz aynı gemideyiz” demekle olmuyor. Bu durumun gerektirdiği gibi hareket etmek de gerekiyor. “Hepimiz nasıl olunur?” sorusunu sormaya ve üstüne kafa yormaya ihtiyaç var. Çünkü “hepimiz” olamıyoruz.

Gerek sağ cenahın gerek sol cenahın, insanlığın başındaki bu büyük bela karşısında aldığı bağnazca ideolojik tutum ve salgını politik mücadele konusu yapma arzusu, endişe vericidir.

Mesela, büyük felaket ihtimallerini barındıran bir dönemden geçerken, şehirlerde, valiler ve belediye başkanları birlikte çalışacaklar. Devleti temsil eden mülki amirin pozisyonunu tartışma konusu yapmak çok saçma. Başkan ve vali kendi aralarında nasıl inisiyatif kullanacaklarına karar verecek erginlik ve yetkinliktedir. Biz yurttaşların görevi, onları kavga ettirmek değil, hizmete çağırmaktır.

Mesela, sosyal medyada, “sosyal mesafe”yi tartışmaya açmak çok anlamlı değil. Bir kere bu şekilde kabul görmüş, akılları karıştırmanın ne gereği var! Zaten aklımız başımızdan gitmiş… Bu hengâmede böyle entelektüel tartışma açmanın kimseye yararı yok.

İhtimal ne olursa olsun, korkunun teslim aldığı insanlık ölümle yüzleşiyor. Ve gerçekten insanlığı büyük acılar bekliyor. İşsizlik çığ gibi büyürken çaresizlik insana belki de ölümü aratacak. Yoksullar sefaletin içine yuvarlanacak.

Sistem kendi içinde değişim ve dönüşüm süreçlerini doğru dürüst yürütemezken, kısa vadede, ancak dayanışma, yardımlaşma, hibe ile yoksulları ayakta tutmak mümkün olacak.

Bunun için de husumete değil, akıl ve sağduyuya ihtiyaç var. “Hepimiz” olmanın yolu buradan geçiyor. Dert ortak ve kısa vadede derman yok.

Hepimiz yan yana geleceğiz, iktidar ve muhalefet gruplarına, sosyal devletin hiç zaman yitirmeden yeniden inşasının, sosyal barış ve güvenlik için “olmazsa olmaz koşul” olduğunu anlatacağız. Halkların varlığını uzun bir aradan sonra yeniden hissettireceğiz.

İlki, 1789 İhtilali ile gerçekleşmişti; şimdi, halkların ayağa kalkarak ikinci defa varlığını muktedirlere hatırlatacağı ve gereğini yaptıracağı koşulların ortaya çıktığı zamanlardayız.

Avrupa’dan ABD’ye, Çin’e birçok ülkede halklar yerinden doğrulmaya başladı.

İyi şeyler olması için insanlığın akla ve sağduyuya ihtiyacı var. Bu virüs, halklarda aklı ve sağduyuyu harekete geçiriyor.