GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Mehmet KARABEL
YAZARLAR
2 Haziran 2024 Pazar

Ha’di, öldür beni!

Bugün Pazar…

Hiç bitmeyen sevgi ve saygıyla…

Atatürk’ü bu köşede anma ve hatırlama günü…

Bir kez daha…

İzmir’de yaşanmış...

Atatürk’e suikast teşebbüsünün öncesini ve sonrasını...

Bir suikast eylemcisinin…

Canını almaya çalıştığı kişinin…

Kimliğini bilmeyecek kadar nasıl “zırcahil” olduğunu…

Paylaşacağız sizlerle…

Başlıyoruz…

***

98 yıl önce; bugünlerin 13 gün sonrası…

Yaza “merhaba” demesine karşın…

Karabasan gibi ağır bir hava yaşıyor İzmir...

Sinsi suikast hazırlığının karanlık örtüsü altında...

Atatürk’e sıkılacak kurşunlarla...

Genç Cumhuriyet büyük bir yara alacaktı...

Gidiyoruz o günlere...

***

Tarihe “İzmir’de Atatürk’e Suikast girişimi” olarak geçen olay için…

Eylemcilerin…

Belirlediği gün, 1926’nın 14 Haziran’ıydı…

Suikastın İzmir'in Kemeraltı Semti’nde yapılması planlanmıştı…

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı…

Mustafa Kemal Paşa’yı taşıyan otomobil…

Buradaki kavşakta dönmek için yavaşlayacak…

Bu sırada…

Ziya Hurşit Bey'in kaldığı Gaffarzâde Oteli ve…

Gürcü Yusuf ile Laz İsmail'in bulunduğu otelin altındaki…

Berber dükkânından ateş edilecek ve…

Ey bombaları fırlatılacaktı…

Bu sırada yan sokaktaki otomobilde bekleyen…

Çopur Hilmi ve Giritli Şevki ile birlikte…

Suikastçiler olay yerinden kaçacaklar ve…

Onları bekleyen bir motorla Sakız Adası'na geçeceklerdi…

Kanlı plan buydu…

***

Ancak tam o gün…

Yani 14 Haziran’da İzmir Valisi Kâzım Bey…

Mustafa Kemal Paşa'ya bir telgraf çekti ve…

İzmir'e seyahatini ertelemesini istedi…

Zaten…

Ertesi gün, Giritli Şevki'nin İzmir Valiliği’ne yazdığı mektupta…

Suikasta kimlerin karıştığı bilgisi yer aldı…

Kısa sürede dört kişi yakalandı ve suçlarını itiraf etti…

***

Birkaç gün sonra…

Atatürk anlatıyor:

Ziya Hurşit’in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı…

Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım...

Odada kimse yoktu... Kendisine sordum:

“Sen Mustafa Kemal’i öldürecekmişsin, öyle mi?”

“Evet…” dedi…

Ben yine sordum:

“Mustafa Kemal ne yapmıştı ki, onu öldürecektin?”

Suikastçi, mırıldanır gibi cevap verdi:

“Fena bir adammış o... Memlekete çok fenalık yapmış... Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi…”

Gazi Paşa dayanamadı; yine sordu:

“Sen Mustafa Kemal’i tanıyor musun?”

Parayla kiralanan adamdan tek kelimelik cevap geldi:

“Hayır…”

Gazi Paşa hiç şaşırmadı; sorguya devam etti.

“O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?”

Atatürk’ü tanımayan suikastçi; devam etti:

“Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi... Biz de öldürecektik…”

Bu cevap üzerine…

Atatürk, cebindeki tabancayı çıkararak suikastçiye uzatıyor:

“Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür…”

O andaki tabloyu Gazi Paşa anlatıyor:

“Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu… Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı…”

***

Son andaki itiraflarla suikast düzeneği bozulmuştu…

24 saat içinde…

İzmir’de İstiklal Mahkemesi kuruldu…

Olayın arkasında daha geniş grupların olduğu belirlendi…

26 Haziran-13 Temmuz arasında yargılanan 40 kişiden…

İkisi gıyabında olmak üzere 15’i idamla…

Biri de sürgünle cezalandırıldı…

Birkaç hafta sonra… Ankara'da gerçekleştirilen duruşmalarda yargılanan…

57 kişiden dördü idam, altısı sürgün, ikisi ise hapis cezasına çarptırılırdı…

İki aşamada toplam 131 sanık hakkında sorgulama yapıldı…

Bunların 34’ü yargılamaya gerek kalmadan serbest bırakıldı…

***

Ölüm cezasına çarptırılanlardan biri de…

Atatürk ile Samsun'a çıkan Eskişehir vekili Miralay Arif Bey’di…

İdam kararından sonra…

Atatürk’e çaresizliğini gösteren şu satırları yazdı:

“20 yıllık arkadaşınızım… Size fedakarane hizmetlerim oldu… Ölüme yaklaştığım şu anlarda beni affedeceğinize eminim…”

Ancak beklediği olmadı…

Atatürk kendisini affetmedi…

***

Suikast girişiminden birkaç gün sonra…

Atatürk, Anadolu Ajansı’na şu açıklamayı yaptı:

“Alçak girişimin benim şahsımdan ziyade mukaddes Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelmiş bulunduğuna şüphe yoktur... Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır…”

Nokta…

Hamiş 1: Mahkeme 26 Ağustos’ta karar verdi. Cavid, Dr. Nazım, Hilmi ve Nail Beyleri idama; firari Rauf Orbay ve eski İzmir Valisi Rahmi Beyleri de 10 sene kalebentliğe mahkûm etti. Diğerleri kurtuldu. Beraat eden Hüseyin Avni Ulaş’ın, “Artık kendi masumluğumdan emin değilim... Hepsi benden namuslu arkadaşlarımı astınız... Bende ne namussuzluk gördünüz de bu şerefi esirgediniz?” dediği meşhurdur.  İnfazlar o gece Cebeci’de yapıldı. İpi kopan Filibeli Hilmi, 2. defa asıldı.

Hamiş 2: İdamların infaz edildiği gece Çankaya’da büyük bir balo verildi; Gazi, sabaha kadar herkesin dans etmesini istedi… Avrupalıların, “Türkiye’de rakamlardan anlayan tek adam” dediği Mehmed Cavid Bey, Yahudi kökenli Osmanlı siyasetçisi ve  Maliye Nazırı’ydı… Atatürk'e suikast girişiminin sorumlularından biri olarak yargılandı ve idam edildi… Cavid Bey’in asılmaması için Fransız reisicumhurundan, Baron Rothschild’e kadar nice müracaatlar olduysa da hükümet dinlemedi… Fransa parlamentosu, idamın infazı üzerine, “Dünya çapında bir maliyeciyi kaybettik” diyerek saygı duruşunda bulundu… Atatürk’ün, sonradan, “Üç şeye pişmanım: Cavid’i astırdığıma; evlendiğime; Ankara’yı başşehir yaptığıma…” dediği söylenir…

Sonsöz: “Su testisi su yolunda kırılır… (Bir kişi, hangi amaca hizmet ediyorsa o uğurda bir kazaya uğrar…) Türk Atasözü…”