GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Gönül Soyoğul
YAZARLAR
20 Temmuz 2010 Salı

Frenleri patlayan Eshot otobüsündeydim’…

Sabah 10.00 civarı.
’‘Sabah serinliği’’ saati çoktan aşılmış; ’‘en sıcak Temmuz’’a uygun bir gün daha başlamış’…
Güneşin yakmaya başladığı durak, her zamanki tenhalığını yaşıyor.
Yolcular, her zamanki gibi durak yerine, arkadaki dükkanların gölgeliklerine sığınmış, yorgun/yaşlı/genç otobüslerini bekliyor.
Bahtına genç/boş otobüs çıkanlar, kendilerini serin havaya atmak için çarçabuk tırmanıyorlar merdivenlerden.
Gürültülü, boyaları solmuş, şoförü sıcaktan bayılmış otobüse rastlayanlarsa’… İçlerinden talihsizliklerine ’‘tüh’’leyerek biniyorlar; aynı acelecilik, aynı cevval hareketlerle’… Sıcakta hiç değilse boş bir koltuk kapma, ayakta gitmeme telaşıyla’…
 
Talihsizliğine tühleyerek, telaşla binen yolculardan biri de benim.
70 numarada, sarsılarak, tık nefes insanlar gibi giden yaşlı/yorgun bir otobüsteyim. Ön koltuklardan birinde oturuyorum.
Forbes başındaki termometre 38’’i gösteriyor. Otobüsün içi en az 42 derece.
Nato durağında merdiven basamakları da dolduğunda, insanlar birbirlerinin üzerine çıkarak kendilerini otobüse attığında ise’… Nefes almak dahi imkansız hale geliyor. Sıcağa, yapış yapış bir ter kokusu da eşlik ediyor ki’…
 
Eşrefpaşa’’daki duraklardan da ’‘son bir gayret’’ yolcu toplayan otobüs, İkiçeşmelik yokuşundan aşağı doğru süzülüyor.
Mezarlıkbaşı’’nda ışıklara yaklaşırken, hız iyice düşmüş, durma noktasına yaklaşmışken, arabanın altı sanki bir kasise çarpmış gibi sarsılıyor ve bir ses/patlama duyuluyor.
’“Eyvah’” diyor alnı boncuk boncuk olmuş, terden gömleği üzerine yapışmış genç şoför; ’“frenler patladı!’”
Yavaşlamış otobüsü Agora’’nın önüne doğru yanaştırıp duruyor. Derin bir ’‘oh’’ çekiyor sonra. Açıyor kapılarını.
Ne olduğunu anlayamayan, niye durduklarını, niye inmek zorunda olduklarını soran yolculara, frenlerin patladığını duyuruyor öndeki yolcular.
’“Verilmiş sadakamız varmış’” diyor bir amca. Talihsizlikten talih çıkartıyor; ’“Ya yokuşun başında patlasaydı frenler?’”
 
Karakol önündeki duraktan, bu kez klimalı bir otobüs düşüyor payıma.
Gazeteye varıyorum.
Yaşlı amcanın sözlerinin ayırtına da ancak o zaman varıyorum:
Ya İkiçeşmelik başında, yokuş aşağı inerken patlasaydı o frenler?
Şimdi nerede olurdum?
Morgda mı hastanede mi?
Kaç arabayı/yayayı altına alarak durabilirdi otobüs? Kaç ölü/yaralı olurdu?
Ya da ucuz hayatlarımız, yine ucuz mu kurtulurdu’…
*
Bu kentte, özellikle de çalışmak ya da okula gitmek için her gün otobüse binenlerin, bir otobüs/yol hikayesi olduğunu tahmin edebiliyorum. Ve bu hikayelerin pek çoğunun olumsuz/mutsuz olduğunu da’…
Bir yıl içinde 389 milyon 107 bin 74 yolcuya ulaşım hizmeti veren, kendi ifadeleriyle ’‘tam 5 tane Türkiye taşıyan’’ Büyükşehir’’in/Eshot’’un, bu kadar çok insanın tamamını mutlu edebileceğini düşünmesem de hedefinin ’‘tek bir yolcuyu bile mutsuz etmemek’’ olması gerektiğine inanan’…
İnsanın yaşam kalitesini artıran ya da düşüren en önemli unsurlardan birinin, günlük yaşamda ulaşım olduğunu her gün yaşayarak gören; otobüslerde yaşanan her olumsuzluğun (kalabalık/kaba şoför/klimasız/eski otobüs vs.) Büyükşehir Belediye Başkanı’’nın ’‘başarı’’ ya da ’‘başarısızlık’’ hanesine bir çentik olarak atıldığına şahit olan biriyim.
Ve’…
Oturduğum/çalıştığım ilçe nedeniyle metro/vapur dışında sadece otobüs ya da taksi seçeneği olan bir İzmirli olarak, Büyükşehir Belediyesi’’nin ulaşım hizmetlerinden ne yazık ki, mutlu değilim.
Sadece yarısı yeni ve klimalı olan, diğer yarısı ise dökülen 1510 otobüse sahip Eshot’’un ’‘müşteri memnuniyetini ölçecek’’ bir anket yaptırması halinde, mutlu bir yolcuya rastlayabileceğini de hiç sanmıyorum.
Kışın buz gibi, her yanı soğuk hava üfüren; yazınsa içindeki sıcaklık kalabalıkla birlikte 45-50 dereceyi bulan otobüslerde saatlerce ayakta yolculuk yapanlardan mutlu olmalarını kim, hangi ’‘akil insan’’ bekleyebilir ki?
*
Bir istifa kültürü olmadığı, 49 hatalı kılavuz basan ÖSYM Başkanı’’nın bile pişkin pişkin ’‘bi dalgınlık yaptık işte’’ diye konuşabildiği (ve daha nice hatada, hata yapanların bırakın ceza almayı taltif gördüğü) bir ülkede; ölümlü kazalar, yaralanmalar, gecikmeler, arızalar v.b yüzünden ESHOT’’un başındaki hanımın istifa edeceğini’… Şimdi değil’… Hiçbir zaman beklemedim. Aklımdan dahi geçirmedim.
Ama’…  Patlak fren vesilesiyle söylemiş olayım ki’…
Bu sorumlu hanımın; en sıcak günlerini yaşayan İzmir’’de’… Klimalı makam aracını arada sırada da olsa bırakıp güneşi bin derece olarak yansıtan duraklarda uzuuunn uzun beklemesini, o köhne otobüslerden birisine itiş kakış, et eteyken binmesini, sonra da ’‘ben ne yaparım da ulaşımda bir şeyleri iyiye doğru değiştirebilirim’’ diye düşünmesini, otobüslerden yükselen ’“o seslere’” kulak vermesini, yolcuların isteklerini/kızgınlıklarını duymasını, ’“mal’” gibi taşınan insanların kendilerini nasıl da ’“değersiz hissettiklerini’” hissetmesini isterdim. Beklerdim.
 
Bu beklentiyi de çok görmez/çok bulmazsınız herhalde değil mi Sayın Kocaoğlu?