GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
25 Mayıs 2015 Pazartesi

2 miting ve 2 can alıcı nokta!

Seçimler yaklaştıkça sandığın ateşi sokağı ısıtmaya başladı.İzmir oldukça yoğun bir hafta sonu geçirdi siyaseten..Önce son sürecin popüler adamı HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş çıktı İzmir’in er meydanı Gündoğdu’ya ardından Başbakan Davutoğlu…
Her iki miting de önemli mesajlar barındırıyordu.
HDP’nin İzmir Gündoğdu Mitingi nicelik açısından oldukça tatmin ediciydi. Hem önceki HDP mitinglerine kıyasla hem de rakiplerinin, örneğin MHP’nin mitingine kıyasla…Taşımaydı, değildi tartışmalarına girmeyeceğim. Çünkü taşımasız meydan dolduran parti olduğunu sanmıyorum. En küçüğünden en büyüğüne kadar… Ama taşıma oranının diğerlerine nazaran daha az olduğunu söyleyebilirim. Sosyal medyada pek çok yorum yapıldı.
Yandaş medya tam da beklendiği üzere HDP mitingini küçük görerek yahut göstererek manipülasyon yoluna gitti. Ama neyse ki Türkiye’de hala başka medya alanları da var. İyi ki de var!
Mitingi baştan sona izleyen siyasete meraklı bir doktor arkadaşımın çok önemli bir tespiti var.
Sözlerine İzmir’in daha birkaç yıl önce Ahmet Türk’ün taşlandığı yer olduğunu hatırlatarak başlayan dostum şöyle devam ediyor: Daha önce İzmir’de nefretle karşılaşan HDP artık nefretle karşılanmıyor. Sokaklarda üzerinde ‘Kürdistan’ yazan tişörtlerle dolaşan gençlere bile yan bakılmadı Alsancak’ta…”
Başka notlar da aktardı. Ama en can alıcısı buydu.
HDP’nin seçim barajını geçer mi bilinmez.
Ama İzmir’deki nefret barajını yıktığı kesin…
Ahmet Türk’ün taşlanmasından sonra adı ‘Faşizmin başkentine çıkan/çıkarılan’ İzmir’in en hassas bölgelerinden biri olan, ‘Beyaz Türklerin mahallesi’ Alsancak’ta HDP gibi bir parti 50 bini aşkın kişiyi toplayıp, olaysız bir miting yapıyor. Üzerinde ‘Kürdistan’ yazan tişörtlü gençlere kimse sesini çıkarmıyor, yan gözle bile bakmıyor. Sarı-Kırmızı-Yeşil renkli simgelere kimse aldırmıyor.
Hatta ‘Mitingde Türk bayrağı yoktu’ diye eleştirenlerin sayısı azalıyor.
*
Siyaset bilimcilerine göre İzmir’in dünden bu güne iki korkusu vardı. Şeriat ve bölünme… Ve bu iki korku kentin siyasal duruşuna da yön veriyordu. Şeriat korkusu, yaşam tarzına müdahale endişesiyle bütünleşerek AK Parti karşıtlığını beslerken, bölünme korkusu da HDP ve benzeri yapılanmalara karşı toplumu tetikte tutuyordu.
HDP mitinginin ardından, doktor dostumun söylediklerini de dikkate alarak İzmir’in iki korkusundan birini yendiğini düşündüm bir an…
Sonra ‘Tabi ki bu kadar kolay olamaz’ dedik kendi kendime. Yani bir çiçekle bahar gelmezdi.

HDP’nin İzmir’in nefretinden kurtulması tabi ki önemliydi
. Ama bu konuda hem HDP’nin hem de İzmir’in birkaç adım daha atması gerekecekti. Ki o adımların atılıp atılmayacağı 8 Haziran itibariyle belli olacaktı.
Peki, neydi İzmir’de HDP gibi ‘kentin ölçütlerinde’ marjinal bir partiyi sevimli kılan? Yahut sistemin bir parçası yapan? Tabi ki söylemlerini halka geçirmeyi başaran, duru Türkçesiyle Alsancak’taki teyzelere bile “Bu çocuk iyi konuşuyor” dedirten Selahattin Demirtaş’ın bu başarıda rolü büyüktü.
Tabi ki HDP’nin Demirtaş’tan ibaret olmadığı da malumdu. Özellikle terör örgütü PKK gölgesi, İmralı-Kandil vesayeti HDP’nin batıda yol almasının önündeki en önemli engellerden biriydi.
Ama hafta sonu Gündoğdu’da ortaya çıkan fotoğraf önemli bir fırsatın yakalandığının habercisiydi. Normalleşme adına, barış adına önemli bir fırsattan söz ediyorum.
Peki, hepsi bu mu?
Bence değil. İzmir’in iki korkusundan birini yenmesi belki de korkularından birinin daha ağır basmasıyla mümkün oldu.
Yargının, yasamanın, askerin, polisin hatta neredeyse dinin bile siyasetin emrine girdiği, ‘başkanlık sistemi’ tartışmalarıyla ülkenin, rejimin değişeceğine dair güçlü sinyaller, İzmir’in yaşam tarzına müdahale ve bölünme korkusunun da önüne geçmiş gibi görünüyor.
Yani İzmir, beş yıl önce kıyameti koparacağı manzaraya bu kez ses çıkarmıyorsa bunda HDP’ye biçtiği rolün de etkisi var. Mevcut legal muhalefetten umudunu kesen İzmir, dördüncü parti olarak iktidarın hızını kesmesini umduğu HDP’yi adeta sistemin kurtarıcısı gibi görüyor.
HDP’nin barajı geçmesi halinde AK Parti’nin yüzde 42-43 oy alsa bile tek başına iktidarı kaybedeceği, burnunun sürtüleceği, başkanlık sistemi tartışmalarının da ancak böyle noktalanacağı düşüncesi İzmir’de HDP’yi kabul edilebilir bir parti haline getirmeye yetiyor.
İronik olan bu işte…

Dün sistemin, rejmin hatta ülkenin kabusu olan, düşmanı kabul edilen HDP bugün parlamenter yapının hatta demokrasinin kurtarıcısı rolüne soyunmuş durumda.
İlginç olan da bu rolü toplumun önemli bir bölümü içselleştirmiş görünüyor.
*
AK Parti mitingine dönersek;
Erdoğan’ın Atatürk Stadı’ndaki ‘toplu açılış’ fotoğrafı ile Gündoğdu’daki Davutoğlu mitingini birlikte okumak gerekiyor. Yani İzmir’in kime/neye defans yaptığının anlaşılması adına bu önemli bir nokta.
Yani Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın 100 bin kişilik stadyumda ancak 20-30 bin kişiye hitap edebildiği  kentte Başbakan Davutoğlu’nun Gündoğdu’da 100 bin kişiye hitap etmesi pek çok açıdan yoruma muhtaç. 
-Efendim Erdoğan’ın mitingi iyi organize edilmedi vs..
Geçiniz! Erdoğan’ın Atatürk Stadı’nda açılış/miting yapacağı devlet imkanlarıyla günler öncesinden kentin dağına/taşına yazıldı. Deyim yerindeyse ‘sağır sultan bile’ duydu. Televizyonlar, radyolar, gazeteler, sosyal medya enstürmanları ellerinden geleni yaptılar.
Aynı gün kentte miting yapan Bahçeli’nin on katı afişi vardı sokaklarda. Binlerce otobüs kaldırıldı semtlerden…
Ama olmadı işte! İzmir o stada gitmedi. Otobüsler boş geldi.
Hatta Erdoğan kürsüdeyken stadyum boşalmaya başladı.
Ama Davutoğlu yani Erdoğan’ın gölgesinden kurtulamayan Başbakan İzmir’in kalbine 100 bin kişiyi getirmeyi başardı. Bu tablo İzmir teşkilatının da önemli bir mesajıdır. Yani Davutoğlu’nun bağımsızlığı adına İzmir üzerine düşeni yapmıştır.
Her ne kadar Davutoğlu, “Başkanlık sistemi için başbakanlığı seve seve bırakırım” gibi talihsiz bir açıklama yapmış olsa da Atatürk Stadı ile Gündoğdu meydanı arasındaki fark, İzmir teşkilatının ‘başkanlık sistemi ile mevcut sistem’ arasındaki tercihini de ortaya koymaktadır.
AK Parti mitinginin bende bıraktığı izlemin bu…
Ama Davutoğlu İzmir’de iki önemli hamle daha yaptı.
Binali Yıldırım’ın büyük emek sarf ettiği Konak Tünelleri siyasal iktidarın ‘Onlar konuşur, AK Parti yapar’ sloganını desteklemesi bakımından önemlidir.
Konak Meydanında yaşanan trafik keşmekeşi ve alt-üst geçit aksaklığı yüzünden eleştirilse de Konak Tüneli’nin seçime günler kala hizmete alınmış olması AK Parti’ye önemli bir artı getirecektir.
Vatandaşın da Konak Meydanı’ndaki sıkıntıdan iktidarı değil CHP’li belediyeyi sorumlu tutma ihtimali göz önüne alınmalıdır.
Kaldı ki AK Partililerin tabana yaydığı, “Adamlar koskoca tüneli bitirdi. CHP’li belediye iki üst geçit yapamadı. Yapmadı” şeklindeki eleştiri, hedefine ulaşabilir.
İkinci önemli hamle başbakanlık çalışma ofisi… İzmir ile Ankara arasındaki mesafeyi daraltma, Ankara’dan çoğu zaman şaşı bakılan kente daha yakından bakma şansı, İzmir’in iş dünyasında da pozitif bir algı oluşturmaya yetmiş görünüyor.
Ancak burada da ironik olan Davutoğlu’nun kayıtlara geçen “Başkanlık sistemi için başbakanlığı seve seve bırakırım” cümlesidir. AK Parti istediği sonuca ulaşırsa başkanlık sistemini getirecek.
Yani başbakanlığı kaldıracak…
-Eee
-E’si şu… İzmir’deki başbakanlık ofisi ne olacak bu durumda…
Yine de AK Parti İzmir il başkanlığının insanüstü çabasıyla Gündoğdu mitinginden alnının akıyla çıktı Davutoğlu… Başbakanlık ofisi ve Konak Tüneli ile de önemli iki hamle yaptı.
Bakalım CHP, Kılıçdaroğlu’nu bizzat aday gösterdiği kentte bu hamlelere nasıl karşılık verecek?
İzleyip, göreceğiz…