GÜNCEL EGE YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ POLİTİKA SPOR RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Hüseyin ASLAN
YAZARLAR
13 Ocak 2020 Pazartesi

Basın özgürlüğü lütuf değil; Haktır…

Basın özgürlüğü, genel anlamda düşünce ve ifade özgürlüğü, anayasadan ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan halkın hızlı, doğru ve sağlıklı haber alma ve bilgi edinme, hak ve özgürlüğünün gazeteciler ve basın organları aracılığıyla kullanımının oluşturduğu bir süreçtir.

Bu süreçte esas unsur; bireyin ve toplumun bilgi edinme ve haber alma, hak ve özgürlüğünün “serbest ortam”da işlerlik kazanmasıdır.

Basın özgürlüğünün tartışmasız sahibi; gerçek anlamda halkın kendisidir.

Bu bağlamda; gazeteci halka karşı “sorumluluk” taşıyan “kamu hizmeti” anlayışıyla “kamu yararı”nı önceleyen bir meslek mensubudur.

Burada; kamu hizmeti halka hizmeti, kamu yararı da halkın yararını ifade ediyor.

Bu bağlamda; “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”“bayram” olarak kutlamak değil; gazetecinin halkı hızlı, doğru ve sağlıklı bilgilendirme sürecinde karşılaştığı engellerin, yasalardan kaynaklanan sorunların, basın üzerindeki ekonomik ve siyasal baskıların nasıl ortadan kaldırılacağının tartışılacağı, çözüm önerilerinin geliştirileceği bir gün olarak değerlendirmeliyiz.

Bu arada; gazetecinin görevi “siyasi odaklar”ın isteklerini yerine getirmek, dayatmalarına boyun eğmek değil temel insan haklarından olan bilgi edinme hakkına işlerlik kazandırmaktır.

Ayrıca; siyasetçileri eleştirme hakkı; Türkiye’nin “taraf” olduğu ve milli hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’ncu maddesinde öngörülen biçimde ve koşullarda “meşru” bir haktır.

Kaldı ki; “BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ” diyen anayasamızın 30’ncu maddesi’nde “taraf” olduğumuz uluslararası sözleşmelerle yürürlükteki yasalarımızın çelişmesi durumunda önceliğin “taraf” olduğumuz uluslararası sözleşmelere verilmesi öngörülüyor.

HABER VE GAZETECİLİK SUÇ DEĞİL

Basın Meslek Örgütleri “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” nedeniyle düzenledikleri “işsizlik ve sansürün kıskacında gazetecilik” konulu ortak toplantıda, “gazetecilerin işsizliği, basın-iktidar ilişkileri, düşünce ve ifade özgürlüğü; halkın bilgi edinme ve haber alma hakkı, sendikasızlaştırma, haberin ve gazeteciliğin suç sayılması” konularında karşılaşılan problemler dile getirildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin ortak toplantısında, “Temmuz 2019 istatistiklerine göre 11 bin 157 gazetecinin işsiz olduğu, son 5 yılda 3 bin 804 gazetecinin ve 15 Temmuz 2016’dan sonra da 685 gazetecinin milli güvenlik gerekçesiyle basın kartının iptal edildiği, son 15 yılda 12 bin gazetecinin hakim karşısına çıktığı, tutuklu gazeteci sayısının 91 olduğu, Basın İlan Kurumu tarafından Bir Gün ve Evrensel Gazetelerinin ilanının kesildiği, Anadolu Ajansı’nın Sözcü Gazetesi’ne haber akışını durdurduğu, 200 gazeteci hakkında yakalama kararı çıkarıldığı” ileri sürüldü.

Basının barikatlarla karşılaştığı, özgür olmadığı, gazeteciliğin suç sayıldığı rejimin adı demokrasi değildir.

Sonuç olarak: Basın özgürlüğü, ancak kaybedildikten sonra değeri anlaşılan sağlık gibidir.